HABERLER

Enerjı krızıne “özel” önlem

Sayı: 306  |   Ufuk Şanlı - u.sanli@zaman.com.tr

1950’lerin başında DP’nin başlattığı baraj hamlesini devrin muhalefet lideri İsmet İnönü “Bu kadar elektriği toprağa mı verecekler?” diye eleştirmişti.

Ancak aradan geçen zaman zarfında enerjiyi toprağa vererek bu büyük yükten kurtulan hükümetler artan ihtiyacı karşılayacak yeni yatırımları yapamayınca Türkiye 1970’li yıllara mum ışığının gölgesinde girdi. ‘Aydınlık Türkiye’ sloganlarına günde 4 saati bulan elektrik kesintileriyle cevap veren hükümetlerin hatalı politikaları Türk sanayisine büyük darbe vururken dünyada yaşanan petrol bunalımları gelişen Türkiye’ye vurulan darbeler hanesine ekleniyordu. 1980’lere gelindiğinde ise Türkiye büyük çaplı enerji yatırımlarına ağırlık veriyor ve bunun için GAP dahil dev projelerin hayata geçirilmesi için düğmeye basılıyordu. Ancak tarihin en çok tekerrür ettiği ülke olan Türkiye’de bir şeyler aksamaya başladı ve ülke gene karanlık günlere dönmeye başladı. Türkiye gene uzun vadeli planlama yapmamasının bedelini öderken, hükümet çalışma saatlerini düzenlemeye hazırlanıyordu.

Aslında yaşananları açıklamak çok da zor değildi. Önce yapıyı kurup sonra ona uygun altyapıyı oluşturma ekolünün kurucusu Türkiye, bir kez daha hazırlıksız yakalanmıştı. Son 10 sene içinde kişi başına tüketim miktarı 835 kw saatten 1800 kw saate çıkarken, devlet çeşitli gerekçelerle enerji yatırımlarına ağırlık vermemişti.

Özel sektör devrede

Devletin bu alandaki yetersizliği yeni aktörlerin ortaya çıkmasını sağladı. Enerji ihtiyacı arttıkça enerji sektörüne yapılacak yatırımların kârlılığı da o oranda cazip hâle geliyordu. Geçmiş iktidarlar yüzünden zor günler yaşayan patronlar bu sefer Enerji Bakanlığı’nın verdiği garantileri de dayanak yaparak kolları sıvadı. Koç, Enka, Sabancı, Doğuş, Doğan Grubu, İhlas Holding başta olmak üzere MÜSİAD’a kadar ülkemizin önde gelen kuruluşları enerji için düğmeye bastılar. Önceleri enerji dağıtım şebekelerinin işletme hakkı ve kendi tesislerinin ihtiyacını karşılamak için kurulan santrallerle sektöre giren şirketler devletin yapamadığını yapıp enerji sorununu çözmek için çaba harcıyorlar. Ekim 1999 itibarıyla otoprodüktör olarak adlandırılan 77 tesisle kendi enerjisini üreten özel sektörün, enerji üretim tesisleri için yaptığı toplam yatırım 1 milyar doların üzerinde. Yılda 13 milyar kwh enerji üreten şirketler, yılda 18 milyar kwh elektrik enerjisi üretmesi planlanan 100 yeni tesisin inşâsı için kolları sıvadı.

Enerji küçükleri çarpıyor!

Teknolojik ve endüstriyel yatırımlar yüzünden her geçen gün daha çok enerjiye ihtiyaç duyan Türkiye yılda 3 ila 3.5 milyar dolar yatırım yapmak zorunda. Ancak siyasi istikrarsızlık ve kaynak yetersizliği gerekli yatırımların yapılmasına engel oldu. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre, özel sektörün devletin yatırım kabiliyetinin azaldığı bir dönemde ortaya çıkarak önemli bir açığı kapattığını belirtiyor. Özemre, nükleer santral projeleri hariç enerji üretimindeki tüm projelere imza atma imkanı bulan özel sektörün devletin boşluğunu doldurabileceği görüşünde. Avrupa’da ülke enerjisinin yaklaşık yüzde 50’sinin özel sektör tarafından üretildiğini kaydeden Prof. Dr. Özemre enerjinin yüzde 10’unun özel sektöre ait tesislerde üretildiğinin altını çiziyor.

Güçlü endüstrinin güçlü enerji altyapısıyla oluşacağına dikkat çeken uzmanlar ise ABD’nin ünlü Silikon vadisinde her gün meydana gelen bir kaç dakikalık elektrik kesintisinin maliyetinin yüz milyon dolarlarla ifade edildiğini belirtiyorlar. Günümüz ekonomisi için adeta olmazsa olmaz hâle gelen enerji alanında ise son yıllarda büyük bir hareket yaşanıyor. 1991 yılında enerji nakil hatlarının özelleştirilmesi ve bu sayede meydana gelen kayıp ve kaçakların önlenmesi için başlayan özelleştirme çalışmalarının yanısıra, Yap—İşlet— Devret modeli içinde kurulan enerji santralleri ve kendi tesisleri için enerji üretimine izin veren otoprodüktörlük anlaşmaları özel sektörün enerjiye merhaba demesini sağladı. Rüzgar, kömür ve sıcak su gibi doğal kaynakları kullanarak kendi enerjisini üretmenin bedeli ise oldukça yüksek. Rüzgar enerjisiyle çalışan bir santralin kuruluş maliyeti 600 bin dolar ile 1 milyon dolar arasında iken; termik, hidroelekrik veya bir nükleer santral için telaffuz edilen meblağlar 100 milyon dolara ulaşan rakamlarla ifade ediliyor.

Enerji büyükler ligi

Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz İhlas Enerji Grubu Başkanı Metin Lokmanhekim, grup olarak enerji alanında söz sahibi olmak istediklerini ve hedeflerine ulaşmak için belirledikleri rakamın yaklaşık 1 milyar dolar olduğunu ifade ediyor. Görüştüğümüz diğer holding yöneticileri de milyar dolarlık yatırımlar yapabilecek güçte olduklarını ifade ediyorlar. Enka, Doğuş, Doğan, Bayındır, Koç, Sabancı, Güçbirliği, Zorlu, Rumeli, Nuh ve Alarko holdingler bu alanda şimdilik boy gösteren şirketler; ancak bu alanda yatırım yapmak isteyen yabancı ve yerli işadamlarının önlerine çıkan en büyük engel meşhur Türk bürokrasisi!

Gölge etme başka ihsan istemez!

Çeşme Alaçatı’da inşâ edilen Türkiye’nin ilk rüzgar enerjisi santralini finanse eden Güçbirliği Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Zorlu, santralin inşası sırasında karşılaştığı zorlukları şöyle anlatıyor: “Rüzgar enerjisi projesi hayatımda en çok sıkıntı çektiğim üç projeden birisidir. Bu iş ömrümün bir kaç yılını aldı diyebilirim çünkü tesisin yapımı 1,5 ay sürdü ancak izin alma ve bürokratik işlemler tam 21 ayda tamamlandı. Kurulacak bir rüzgar santrali için 34 ayrı devlet kurumundan olur almak zorundasınız. Havalanı olmayan bir bölgede devlet hava meydanları işletmesinden izin alınması isteniyor!”

Bürokrasi yüzünden 5 sene önce imzalanan ve Danıştay onayı almış projelerin henüz hayata geçirilememesi iş dünyasının kaygılarını artırırken holdinglerin imdadına pazartesi günü yayınlanan düzenleme yetişti. Bakanlar Kurulu’nun, TEAŞ ve TEDAŞ dışındaki kuruluşlara elektrik enerjisi üretim tesisi kurma ve işletme iznini vermesi şirketlerin rahat bir nefes almasını sağladı. Düzenlemeye göre otoprodüktör şirketlerin, sahip oldukları sanayi tesisleri ile bin konutu aşan kentler, hastaneler, dört yıldızlı oteller, organize sanayi bölgeleri, üniversite kampusleri, belediyeler elektrik ihtiyaçlarının tamamını veya bir bölümünü kendi elektrik üretim tesislerinde üretebilecek. Rüzgar veya güneş enerjisi elektrik üretimi tesisleri içinse herhangi bir kısıtlama aranmayacak. Görüşlerine müracaat ettiğimiz özel sektör temsilcilerinin özellikle altını çizdikleri bir diğer önemli nokta ise siyasi istikrar. 9 sene içinde kurulan 10 ayrı hükümet özel sektörün kaygılarının nedenini ortaya koyuyor.

2010 yılında nükleer tamam!

Gerçekleştirilmesi planlanan 184 santral projesinin 115 tanesinin özel sektör tarafından işletilecek olması özel sektörün bu alandaki ağırlığını daha iyi ortaya koyuyor. Özellikle Türkiye’nin enerji ihtiyacının her yıl yüzde yüz artması yatırımcıları enerji alanına yöneltiyor. Üretim dışında taşıma ve dağıtım konusunda da etkinlik mücadelesi veren şirketler bu konuda uluslararası ortaklıkları tercih ediyor.

Şimdilik derin dondurucuya konulsa da uluslararası konsorsiyumlarla Akkuyu santrali için görüşen Türkiye’nin, yeni enerji projeleri yerli şirketler kadar yabancı grupların da iştahını kabartıyor. Türkiye’nin enerji tüketiminin 2010 yılında 348 milyar kwh, 2020 yılında ise 624 milyar kwh olacağını tahmin eden ABD’li uzmanlar Türkiye’nin mevcut kaynaklarla bu sorunu çözemeyeceğini ifade ediyorlar. ABD’li enerji uzmanı Richard Lynch tarafından hazırlanan Türkiye raporuna göre artan enerji talebini karşılamakta zorlanacak olan Türkiye 2010 yılında 14, 2020 yılında ise 70 milyar kilowatt’ı nükleer santrallerden karşılayacak. ABD ve Türk şirketlerinin şu anda 4 milyar kwh’lık enerji üretmesi planlanan 9 projeyi birlikte yürüttüğü ifade edilen raporda, değişik ülkelerin enerji konusunda Türkiye’de ciddi lobi faaliyeti yürüttükleri ifade ediliyor.

Holdinglerin enerji alanında yaptığı çalışmalar Türkiye’nin elektriksiz kalmamasını sağlayacaksa buna kimsenin itirazı olmayacaktır. Ancak 1991 yılından bu yana GAP için bir tek çivi dahi çakmayan politikacılar ve bu konuda hükümetlere sağlam raporlar hazırlayamayan DPT’nin ne cevap vereceğini duyar gibi oluyorum: Elektrik vardı da biz mi içtik!

e-mail: ufuksanli@usa.net

Kaynakça: http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=13839